Connect with us

TR

Kapı nihayet akşam beş buçukta çaldığında, içeriye bir sevgi seli değil, aceleci bir kış rüzgarı girdi

Published

on

Kapı nihayet akşam beş buçukta çaldığında, içeriye bir sevgi seli değil, aceleci bir kış rüzgarı girdi. Ellerinde çiçek yoktu, yüzlerinde o sıcak tebessümden eser yoktu. Emre, zincir marketlerin birinden alınmış, şeffaf plastik kutusu terlemiş, kreması kenarlara bulaşmış ucuz bir pasta tutuyordu. O sönük, plastik kutuyu özenle ütülediğim kar beyazı örtünün üzerine bırakırken, “”Önemli olan hatırlamak, değil mi anne?”” diye kestirip attı. Öylesine söylenmiş bu dikkatsiz cümle, elleri boş gelseydi açacağı yaradan çok daha derin bir yara açtı yüreğimde.

Masaya oturdular ama ruhları fersah fersah uzaktaydı. Emre hemen telefonuna sarılıp iş e-postalarına daldı, kaşları çatıktı. Karısı Elif, WhatsApp gruplarında arkadaşlarına bir şeyler yazmaktan başını kaldırmadı. İki torunum ise masanın altında tablet kavgası yapıyor, saatlerce uğraştığım yemeklere dönüp bakmıyorlardı bile. Kendi masamın köşesinde, yüzüme yapıştırdığım o acı, sahte tebessümle onlara sessizce çay dolduruyordum. Bir kişi bile başını kaldırıp gözlerimin içine bakmadı. “”Nasılsın anne? Bu koca evde akşamları yalnızlık çekiyor musun?”” diye sormadı. Ziyaretleri, sanki hafta sonu yapılacaklar listesindeki zorunlu ve sıkıcı bir görevi aradan çıkarmak gibiydi. Daha bir saat bile dolmamıştı ki Emre saatine bakıp ceketine uzandı. “”Anne, yarın sabah erken kalkacağız, çocukların kursu var. Darılmaca yok, tamam mı? Hadi öptük!”” diyerek kapıya yöneldi.

Bölüm 3: Fedakarlığın O Zehirli Tadı
Dış kapı arkalarından kapanıp kilit yuvasına oturduğunda, ev öyle sağır edici, öyle karanlık bir sessizliğe büründü ki, nefes alamadığımı hissettim. Ruhsuz bir beden gibi masayı topladım, o güzelim tabakları lavaboya yığdım ve marketten alınan o zavallı plastik kutuyu açtım. Pastadan küçük bir çatal aldım ama lokma boğazımda düğümlendi. İğrenç derecede tatlıydı fakat midemi bulandıran şey şeker değildi. Bu, nankörlüğün, ihmal edilmişliğin ve o katıksız acılığın ta kendisiydi.

Cam kenarındaki berjerime yığılıp kaldığımda, sokak lambasının cılız ışığında o kahredici gerçekle yüzleştim: Bütün suç benimdi. Hayatım boyunca “”sorun çıkarmayan””, “”kolay”” anne olmuştum. Hiçbir şey talep etmeyen, yorgunluktan dizleri sızlasa da şikayet etmeyen, evlatlarının yolu açılsın diye hep bir adım geride duran o anne… “”Yeter ki onlar mutlu olsun,”” diye fısıldardım kendi kendime, torunlara bakmak için pazar uykumdan vazgeçerken ya da ay sonunu getirsinler diye emekli maaşımı gizlice ceplerine sıkıştırırken. Ve evet, onlar şimdi çok mutlular. Ama o kusursuz, meşgul hayatlarında artık bana ayıracak tek bir saniyeleri bile yok.

Ben lüks tatiller ya da pahalı mücevherler istemedim. Ben sadece insanlık istedim. Birinin kırışmış ellerimi tutup gözlerime bakarak, “”Anne, bugüne kadar bizim için yaptığın her şey için teşekkür ederiz,”” demesini bekledim. Bunun yerine ödülüm, aceleye getirilmiş plastik bir kutu ve buz gibi bir tahammülsüzlük oldu. Göğsümün ortasında bir şeyler geri dönülmez şekilde kırıldı. Yıllardır ilk defa, yüzümü ellerimin arasına gömüp hıçkırıklara boğuldum. Sessizce, hiç ses çıkarmadan ağladım. Çünkü avazım çıktığı kadar bağırsam bile, artık beni duyacak kimse kalmamıştı.

Zeynep teyzenin bu yürek burkan hikayesi, aslında hepimizin yüzleşmekten korktuğu o acı gerçeği yüzümüze çarpıyor. Şimdi sizlere çok samimi bir soru sormak istiyorum: Siz olsaydınız, evlatlarınızın bu soğuk ve “”görev savar”” tavrını sineye çekip affeder miydiniz? Yoksa bir annenin artık “”kolay”” olmaktan vazgeçip, büyük bir aile kavgası çıkmasına mal olsa bile onlarla yüzleşmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım, siz bu durumda ne yapardınız?

Click to comment

Leave a Reply

Ваша e-mail адреса не оприлюднюватиметься. Обов’язкові поля позначені *

два × 1 =

Також цікаво:

PL2 хвилини ago

Zakochana Mila i dog z Żoliborza

Odebrałam Milę z hotelu dla psów przy ulicy Felińskiego dopiero po siódmej, bo w pracy wywalił się serwer i trzy...

PL18 хвилин ago

Kamila z mapą na skórze

W Łodzi, na Bałutach, przy ulicy Zgierskiej, jest salon fryzjerski, do którego chodzi głównie starsze osiedle i rodziny z okolicznych...

CZ19 хвилин ago

Zápěstí, co nikdy nedalo pokoj

Chodidla, co nikdy nedala pokoj Jsem Josef Nývlt, mám pětaosmdesát a víc než půl století jsem dělal totéž, co dnes...

PL29 хвилин ago

Kobieta, która czekała przy kasie w Świdnicy

„Otwórz oczy, Marcin… twoje serce nie kocha kobiety, tylko ładnie ubrane kłamstwo." Nazywam się Marcin Zawadzki, mam trzydzieści osiem lat...

CZ55 хвилин ago

Dílna po otci Martina Novotného

Martin Novotný má čtyřicet dva let a autodílnu na Žižkově, kterou zdědil po otci spolu s dluhem u dodavatele náhradních...

CZ1 годину ago

Tajemství za koupelnovými dveřmi na Vinohradech

Poprvé jsem si to všimla, když naše sedmiletá Anička přestala navazovat oční kontakt, kdykoli se s Petrem vrátili z večerní...

CZ2 години ago

Vánoční večeře, kterou má dcera nechtěla vařit

Jmenuji se Jarmila a je mi sedmdesát jedna let. Žiju v Olomouci, v témže cihlovém domku na Hodolanech, kde jsem...

CZ2 години ago

Dvě ruce, které jsem se bála pochopit

Pokaždé, když jsem otevřela dveře tátova pokoje, zahlédla jsem ty samé prsty mizející pod dekou — a pak jsem jednoho...